Bir süredir bir ağacı gözlemliyorum.
Çok sevdiğim bir meyve ağacı; cennet hurması…
Kış aylarında tüm yapraklarını döktüğünde, çıplak kahverengi dallarının üzerinde kalan iri turuncu meyveler adeta kış güneşi gibi ışıldıyor. Ağacın en sade, en gösterişsiz halinde bile taşıdığı güzelliğe her yıl yeniden hayran kalıyorum.
Bu bahar çiçek açtığında ise dikkatimi çeken başka bir şey oldu.
Çiçek sayısı olağanüstüydü.
Henüz genç sayılabilecek bir ağaç olmasına rağmen sanki verebileceğinden çok daha fazlasını vaat ediyordu. Ardından her dalında sıkış sıkış minik meyveler oluştu. Günler geçtikçe büyüdüler ve fındık boyutuna ulaştılar.
Sonra beklenmedik görünen bir şey oldu.
Birer birer dökülmeye başladılar.
İlk bakışta insanın içinden “Yazık oldu” demek geliyor.
Oysa ağaç başka bir şey biliyor.
Kışa taşıyabileceği meyveleri güçlendirmek için, taşıyamayacağı yükleri bırakıyor.
Her meyveyi büyütmeye çalışmıyor.
Gücünü bölmüyor.
Köklerinden aldığı yaşam enerjisini gerçekten olgunlaştırabileceği meyvelere yönlendiriyor.
Doğa, en çok gözlemlediğim, ilham aldığım ve hayat dersleri çıkardığım yerlerden biri.
Çünkü çoğu zaman insanlar olarak tam tersini yapıyoruz.
İlişkileri, sorumlulukları, projeleri, kırgınlıkları, alışkanlıkları ve artık bize hizmet etmeyen kimlikleri bile taşımaya devam ediyoruz.
Sanki bırakmak kaybetmekmiş gibi…
Oysa bazen durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Bu yükü taşımaya devam etmenin gerçekten kime faydası var?”
Hayatımızdaki her şeyi büyütmeye çalışıyoruz.
Her ilişkiyi sürdürmek, her işi devam ettirmek, her sorumluluğu üstlenmek, herkesi memnun etmek ve her beklentiye yetişmek istiyoruz.
Sonra da gerçekten değer verdiğimiz şeylere yeterince enerjimiz kalmadığından yakınıyoruz.
Belki mesele daha çok tutunmak değildir.
Belki mesele, neye tutunacağımızı seçebilmektir.
Belki de hayatın en önemli becerilerinden biri, hangi meyveleri kışa taşımak istediğimize karar verebilmektir.
Çünkü gereksiz yükler yalnızca omuzlarımızı yormaz.
Büyütmek istediğimiz şeylerin de hakkını elinden alır.
Dalların gücünü böler.
Köklerden gelen besini azaltır.
Cennet hurması ağacı bunu bizden çok daha iyi biliyor.
Olgunlaştıramayacağı meyveleri bırakıyor.
Bu yüzden kış geldiğinde, çıplak dallar üzerinde ışıldayan birkaç olgun meyve; yüzlerce yarım kalmış meyveden çok daha etkileyici görünüyor.
Belki hayat da zaman zaman bizden aynı cesareti istiyordur.
Dökülmesi gerekenlerin dökülmesine izin vermeyi…
Artık bize hizmet etmeyenleri sevgiyle bırakabilmeyi…
Ve enerjimizi gerçekten büyütmek, beslemek ve olgunlaştırmak istediğimiz şeylere yönlendirebilmeyi…
Çünkü bazen gelişmek, daha fazlasını eklemekle değil; fazlalıkları bırakmakla başlar. 🌿

