Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bu kez matematikten, Türkçeden ya da sıralamadan değil; yıllar içinde kendimle kurduğum ilişkiden aldığım nottan söz edeceğim.

Bu hafta sonu LGS vardı.

Çocukluğu sınavlarla geçmiş biri olarak her sınav döneminde biraz geçmişe dönüyorum.

Bugün sosyal medyada bir anne ile kızının arasında geçen kısa bir videoya denk geldim. Sadece birkaç saniyelik bir görüntüydü. Ama göğüs kafesimde çok tanıdık bir sıkışma yarattı.

Çünkü insan, kendi hikâyesinden uzaklaştığını düşünse bile bazı cümleler yıllar sonra bile aynı yere dokunabiliyor.

Ben hiçbir zaman sınavların yalnızca bilgiyi ölçtüğüne inanmadım.

Özellikle bizim kuşaklarımızda sınavlar çoğu zaman bir başarı ölçümünden fazlasına dönüştü.

Aldığımız puanlar…

Sıralamadaki yerimiz…

Gösterdiğimiz performans…

Fark etmeden ne kadar sevileceğimizin, ne kadar takdir göreceğimizin ve ne kadar “yeterli” olduğumuzun göstergesi haline geldi.

Bu yüzden bugün izlediğim videoda yalnızca bir anne ve bir kız çocuğu görmedim.

Kuşaktan kuşağa aktarılan bir dili gördüm.

Başarı olduğunda açılan kapıları…

Hata olduğunda hızla devreye giren eleştiriyi…

İyi niyetle aktarılmış olsa bile insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi zedeleyebilen kalıpları gördüm.

Ne zaman iyileşir bu yaralar bilmiyorum.

Hangi kuşakta bu aktarım durur, onu da bilmiyorum.

Ama bugün size başka bir sınav sonucumu açıklamak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Öz-Şefkat Ölçeği’ni doldurdum.

Ve oldukça yüksek bir puan aldım.

Elimde yıllar önce yapılmış bir ölçüm yok.

Bu sonucu geçmişteki bir veriye bakarak karşılaştıramıyorum.

Ama elimde çok daha kıymetli bir şey var:

Yıllardır biriktirdiğim deneyimler.

Bir zamanlar hata yaptığında günlerce kendini yargılayan kişiyi hatırlıyorum.

Üzüldüğünde kendine sertleşeni…

Yorulduğunda kendini suçlayanı…

İhtiyaç duyduğunda yardım istemek yerine biraz daha dayanmayı seçeni…

Onu çok iyi tanıyorum.

Bu yüzden bugün aldığım puanı bir başarı göstergesi olarak değil, kendimle kurduğum ilişkinin nasıl dönüştüğünün bir işareti olarak görüyorum.

Çünkü öz-şefkat;

Kendini sürekli iyi hissetmek değildir.

Her durumda kendinden memnun olmak değildir.

Yaşananları görmezden gelmek hiç değildir.

Öz-şefkat;

Canın yanarken bunu fark edebilmektir.

Zorlanırken kendini aşağılamamaktır.

Bir hata yaptığında karakterini değil, davranışını değerlendirebilmektir.

Ve yaşadığın zorluğun yalnızca sana ait olmadığını hatırlayabilmektir.

Belki de kuşaklar arası aktarımı değiştiren şey büyük devrimler değildir.

Belki değişim tam burada başlıyordur.

Bir ebeveynin çocuğuna söylediği cümlede…

Bir yöneticinin çalışanına verdiği geri bildirimde…

Bir insanın kendisiyle kurduğu iç konuşmada…

Çünkü insan hayatındaki en uzun ilişkiyi kendisiyle yaşıyor.

Ve belki de gerçek başarı;

Daha yüksek puanlar almak değil,

İçimizdeki o eski eleştirmenin sesini biraz olsun kısabilmek.

Bugün açıklamak istediğim sınav sonucu da tam olarak bu.

Yıllar sonra ilk kez, kendime karşı daha nazik olmayı öğrenmiş olmanın sonucu…

Bir yorum bırakın