İlişki ve yönetici koçluğunda derinleşmem, teorik bir yönelimden çok, içinden geçtiğim bir yaşam sürecinin beni dönüştürmesiyle şekillendi. Bir süre önce, ilişkiyle başlayan ve zamanla iş, üretim ve ortak sorumluluk alanlarına yayılan yoğun bir deneyimin içindeydim. Özel alan ile profesyonel alanın iç içe geçtiği bu süreç, yalnızca bir bağın değil, o bağ etrafında kurduğum yapının da çözülmesini beraberinde getirdi.
Bu çözülme, dışarıdan bakıldığında bir kayıp, yıkılma, çöküş gibi görünebilirdi. Benim için ise durup bakmayı, acele etmeden anlamayı ve kontrol etmeye çalıştığım alanları fark etmeyi öğreten bir eşik oldu. Tam da bu noktada, yaşanan temasın içinde doğan Maside’yi bir adım geri giderek fark edebildim. Kim olduğumu, nasıl tepki verdiğimi, nerede hızlandığımı, nerede donduğumu ve hangi yükleri otomatik olarak üstlendiğimi bunları sorumluluk sandığımı, nerede çocuk- ebeveny- yetişkin olduğumu gözlemlemek, yaşadığım deneyimin kendisi kadar öğreticiydi.
Bu geri çekilme benim için bir kopuş değil; temasın içinde kalırken aynı anda kendime dışarıdan bakabilme becerisini geliştirdiğim bir alan oldu. Yaşananı düzeltmeye ya da hemen anlamlandırmaya çalışmak yerine, olan bitenin bende neye karşılık geldiğini görmeye başladım. Böylece yalnızca ilişkinin değil, o ilişki içinde şekillenen hâllerimin de farkına vardım.
Bu süreç beni dönüştürdü. Tepki veren yerden, temas eden yere; savunan yerden, fark eden yere doğru taşıdı. Güçlü ya da kırılgan yanlarımı ayırmadan, her hâlimle hemhal olmayı ve sahiplenmeyi öğrendim. Bu kabulleniş, geçmişteki Maside’yi geride bırakmak değil; onu anlayarak şimdiki Maside’ye katkı sunacak bir yere yerleştirmek anlamına geldi.
Bugün ilişki ve yönetici koçluğunda danışanlarımla çalışırken, bu farkındalık sessizce sürece eşlik ediyor. Çözülme anlarında paniğe kapılmadan durabilmek, dağılmanın içindeki bilgiyi görebilmek ve kişiyi hem özel hem profesyonel yaşamında daha sağlam bir zemine taşıyabilmek, benim için bu içsel çalışmanın doğal bir sonucu. Yaşadıklarım, kapanmış bir hikâye değil; bugün sunduğum eşliğin derinliğini besleyen, yaşayan bir deneyim alanı.
Kendime sımsıkı sarılırken, bunun sadece zihinsel bir kabulleniş olmadığını; ellerimde, kollarımda, bedenimde ve tenimde hissettiğimi bilin. Çünkü kendine şefkat, yalnızca düşüncede kalmaz.
Şefkat, bedende yer bulduğunda gerçek olur.
Bu sarılış, yaşananı “anlamaya” çalışmaktan çok, olanın bedende bıraktığı izlere alan açmaktı. Sinir sistemimin hızlandığı, donduğu ya da geri çekildiği anlarda; kendime temas ederek, nefesle, duruşla ve sıcaklıkla eşlik etmeyi öğrendim. Somatik farkındalık tam da burada devreye girdi: bedenimin söylediklerini duymak, onu susturmaya çalışmadan yanında durmak.
Şimdi biliyorum ki dönüşüm yalnızca zihinsel bir fark ediş değildir. Dönüşüm, bedenin de hikâyeye dâhil olduğu bir süreçtir. Kendime sarıldığım her an, içimdeki güven duygusunu yeniden inşa ettim. Ve bu güven, hem kendi hayatımda hem de eşlik ettiğim ilişkilerde ve yöneticilik alanlarında en sağlam zemin oldu.
Çünkü insan, ancak bedeniyle birlikte şefkat gördüğünde gerçekten iyileşir.
Ve ben, kendime böyle sarıldım.

