Kendinle tanışmak, çoğu zaman farkında bile olmadan ertelediğimiz bir süreçtir. Hayatın hızına kapılır, rollerin içinde kaybolur, duygularımızı bastırır ve kendimize sadece “idare edecek kadar” temas ederiz. Oysa insan, kendi iç dünyasını gerçekten duyabildiğinde hayatın her alanı değişmeye başlar.
Kendinle tanışmak; kendini yargılamadan, olduğun hâli savunmadan, bahanelerin arkasına saklanmadan şu sorulara yaklaşabilmektir:
- Şu anda gerçekten ne hissediyorum?
- Bu tepki bana mı ait yoksa öğrendiğim bir davranış mı?
- Ne istiyorum ve neye ihtiyaç duyuyorum?
- İçimdeki sesi kim yönetiyor?
Bu süreç, kişinin kendine içtenlikle bakabildiği bir alan yaratmasıyla başlar. Kimi zaman bir duygunun adını koymak, kimi zaman bir davranışı fark etmek, bazen de sadece durup “Evet, bu benim” diyebilmek yeterlidir. Bu küçük adımlar, kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyi derinleştirir.
Kendine yaklaştıkça; duygular daha anlaşılır, sınırlar daha net, kararlar daha içten olur. Tepkiler otomatikleşmek yerine seçimlere dönüşür. Başkalarının beklentileri değil, kendi iç bilgin yol göstermeye başlar.
Kendinle tanışmak, mükemmel olmayı değil, gerçek olmayı gerektirir. Kırılganlıklarını, güçlerini, korkularını, heveslerini ve susturduklarını yanına alarak kendine doğru yürümektir. Böyle bir tanışma, ilişkilerde daha sağlıklı bağlar kurmaya, yaşamı daha bilinçli yönetmeye ve kendi değerini dışarıdan değil içeriden almaya yardımcı olur.
Bu yazı, kendini ertelemeyi bırakıp içindeki o odaya adım atman için bir davettir.
Çünkü insanın kuracağı en kıymetli ilişki, önce kendisiyle kurduğu ilişkidir.
Ve belki de bugün, o ilişkiye yaklaşmanın tam vaktidir.

