‘Her şeyim olarak nitelediğim, sahibi olduğumu sandığım ne varsa yerle yeksan olduğunu gördüğüm bir yerden geliyorum bugüne. Bir sabah elimde hiçbir şeyin kalmadığını, var sandıklarımın aslında ana bütünün etrafına ilişmiş parçalar olduğunu fark ettim. Meğer her şey bende ve bendenmiş. Bu, sert bir yüzleşmeydi. Anlamak kısa sürdü; ama sindirmek uzun… Zaman istedi.’
Masamda küçük bir kâğıda yazmışım bu cümleyi; belki bir terapi anında, belki koçumla bir görüşme sonrasında, belki de aldığım eğitimlerden birinin orta yerinde… Ne zaman yazdığımı bilmesem de, bugün okuduğumda o hâlimi şefkatle kucaklayabiliyorum.
İnsanın zamanı anlamak için 24 saat hiç kıpırdamadan oturması da bir yol; kendine dönüp çalışması da bir yol. Tek farkı, ilk yolun bizi kurban rolüne sürüklemesi, ikinci yolun ise hayatın başrolüne davet etmesi.
Ve bazen kurbanı seçtikten sonra bile, yeni bir çakılmanın içinden geçip başrole geri dönmek mümkün. Ben, oyunun her yerden dönebileceğine inanıyorum.
Tam bu dönüşün ucunda, korunaklı ama uzun kalınmaması gereken bir durak vardır. Orada yapılacak şey, gerçeği yanımıza almak…
Değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmek, gücümüzün yettiklerine yönelmek. Acelesiz ama farkındalıkla. Çünkü kendimize koyduğumuz yapay sınırların, yıllardır taşıdığımız yüklerin ve “böyleyim işte” diye yapıştığımız alışkanlıkların gerçeklik gibi görünme riskleri var. O yüzden ara ara alet çantasını yoklamak iyi gelir — hâlâ işe yarayanlar, ömrünü tamamlayanlar, dönüştürülmesi gerekenler…
Kendimize bir hâl seçmemiz gerekir. Bizi gerçekten büyüten, içimize oturan bir hâl. Başkasının ayakkabılarıyla yürümek bir yere kadardır; bir süre sonra can acıtmaya başlar. Ne yoldasındır, ne kendindesindir, ne de kendinle… Oysa yolda giderken bize “bir ben” gerek. İçeriden yükselen, kendi sesine sahip çıkan, kendine şefkatle bakan bir ben.
Kendimi bildim bileli derdim günüm kendimleydi. Bunu birkaç yıl askıya aldım; kaybedilen zamanı sistem sıkıştırılmış şekilde önüme koydu. Yarın 1 Kasım 2025… Bu yılın bir gününü bile boşa harcamadım. Bazen acıyla, bazen farkındalıkla, bazen yepyeni bir ben doğarken…
Elime geçen bu küçük not, beni eskiden perişan edebilirdi — tetikleyebilir, ağlatabilir, darmadağın edebilirdi.
Şimdi ise okurken içimden şu geliyor:
“İyi ki o günkü halim var. İyi ki bitti sandığım yerler bana hep yeni bir beni getirdi.”
Ve tam bu yüzden…
Bugünkü halimi öper, koklar ve sarılırım.
Çünkü her bitiş bana yeniden doğmayı öğretti.
Kendime şefkatle dokunmayı, kendimle çalışmayı ve kendimden yana olmayı da…

