Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bazı ilişkiler iki kişi gibi görünür ama aslında biri içeridedir, diğeri dışarıda kalır.
Günlük düzen içinde fark edilmeyen bir yalnızlık, üçüncü bir kişi gibi aralarına yerleşir.
Bu yalnızlık sessizdir; kıyaslanmaz, tartışılmaz, ama ilişkiyi günden güne aşındırır.
İnsanın en temel ihtiyacı bağ kurmaktır.
Biyolojik olarak temas isteriz; görülmek, duyulmak, dokunulmak isteriz.
Bu sadece romantik bir ihtiyaç değildir, nörobilimsel bir gerçektir.
Beyin araştırmaları, fiziksel ve duygusal temasın sinir sistemini düzenlediğini söylüyor.
Yani temas eksikliği sadece ilişkiyi değil, insanın kendi iç dengesini de bozar.
Bir ilişkide temas kaybolduğunda, ilişki teknik olarak sürse bile duygusal olarak kopar.
Eskiler “bir şeyi yaşamak istiyorsan önce niyet edeceksin” derdi.
Çünkü ilişki, kendiliğinden yürüyen bir yapı değildir.
Ben ve senin toplamından fazlası olan bir “biz” vardır ve o “biz”, ilgiyle, emekle ve kararlılıkla ayakta kalır.
Bu nedenle sorumluluk, yük değil; bağın kılcal damarlarıdır.
Modern ilişkilerde en sık gördüğümüz şey bencilliğin özgürlük sanılması.
Oysa özgürlük, diğerini yok saymak değildir; birbirine alan açmaktır.
Bencillik, partnerin ihtiyaçlarını küçümser.
Rekabeti ilişkiye taşır, ilişkiyi bir güç gösterisine çevirir.
Kör noktalar birikir; kişi sadece kendi doğrularını görür.
Ve partnerin ihtiyaçlarını görmezden gelmek, uzun vadede ilişkinin duygusal omurgasını kırar.
İhtiyaç ifade edilmediği için bitmez; görmezden gelindikçe içe çöker.
Beyin ve davranış bilimci John Gottman, ilişkiler üzerine yaptığı kırk yılı aşan çalışmaların sonunda şunu söyler:
“Bir ilişkide en tehlikeli şey çatışma değil, birbirine karşı kayıtsızlıktır.”
Kayıtsızlık, bağın kesildiği andır.
Temasın durduğu, bakışın boşaldığı, sesin duvar gibi geri döndüğü andır.
İşle ilişkiler arasındaki denge bozulduğunda ise çok temel bir zarar oluşur:
Kişi enerjisini, dikkatini ve varlığını tek bir alana taşıdığı için diğer alanlar kendiliğinden çöker.
İş büyür, hayat küçülür.
Başarı görünür, huzur kaybolur.
Ve bu asimetri uzun süre sürdürülemez; eninde sonunda iki taraf da bundan zarar görür.
İlişki, iki yetişkinin birbirini gerçek bir varlık olarak tanıma ve temas kurma isteğidir.
Özellikle temas—fiziksel, duygusal, bilişsel temas—ilişkinin taşıyıcı kolonudur.
Dokunmaktan, yüzleşmekten, konuşmaktan, paylaşmaktan vazgeçildiğinde ilişki sadece bir “beraberlik görüntüsü”ne dönüşür.
Hiçbir ilişki görmezden gelinmeyi, ertelenmeyi, yok sayılmayı uzun süre taşıyamaz.
Bir ilişkiyi yaşatan şey, büyük sözler değil; günlük temaslardır.
Bakmak, duymak, fark etmek, elini uzatmak, alan açmak.
Bunlar sürdürülebildiğinde ilişki büyür; sürdürülemediğinde susarak küçülür.

Bir yorum bırakın