Bağlanma stillerini konuşurken genellikle çocukluğa gideriz. Güvenli, kaygılı, kaçıngan, dağınık … İlk ilişkilerimizin izleri sonraki ilişkilerimizin zeminini oluşturur. Çünkü insan, bağ kurmayı erken deneyimlerinden öğrenir.
Bu deneyimler sadece anne–baba ile sınırlı değildir; bakım veren bir büyükanne, sık değişen bir bakıcı, uzun süreli hastalıklar, taşınmalar ya da dönemsel yaşanan kitlesel olaylar bile bağlanma örüntüsüne zemin oluşturabilir. Hikâye çoğu zaman sandığımızdan daha geniştir.
Bağlanma şeklimizden önce, “bağlanma stili” kavramını bilmek bile başlı başına bir ışık tutabilir. Kavramlar, dağınık yaşadığımız deneyimlere bir çerçeve verir. Ben yazılarımda bu yüzden kavramları önemserim; anlamak, suçlamaktan daha dönüştürücüdür.
Ama yetişkinlik tam da burada başlar.
Bağlanma biçimimizi anlamak başka bir şeydir, onun arkasına saklanmak başka.
“Ben böyleyim çünkü annem soğuktu.”
“Babam çok kontrolcüydü, o yüzden yakınlaşamıyorum.”
“Bizim evde kimse duygularını konuşmazdı.”
Bunların hepsi gerçek olabilir. Fakat bir yerden sonra bu cümleler bizi iyileştirmek yerine konforlu bir kurban alanı yaratabilir. Çünkü sorumluluk almak zor, suçlamak daha kolaydır.
Bağlanma stilimiz kader değildir. Evet, geçmişten gelir; ama bugün nasıl ilişki kurduğumuzdan biz sorumluyuz. Tetiklenebiliriz, kaçınabiliriz, fazla yapışabiliriz. Bunları fark ettiğimiz anda seçim alanımız da başlar.
Yetiştiğimiz ortam bizi etkiledi; ama bugün nasıl konuştuğumuz, nasıl sustuğumuz, nasıl geri çekildiğimiz ya da nasıl talep ettiğimiz bizim yetişkinliğimizdir. Şefkat, önce geçmişi anlamakla; sonra bugünü sahiplenmekle gelir.
Payı olanlar için ise şu cümle bana çok iyi gelmişti, sizinle de şifa niyetine paylaşmak isterim:
“Olsaydı verirdi, bilseydi yapardı.”

