Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Karar dediğimiz şey, sandığımız kadar basit bir “evet” ya da “hayır” değil aslında. Hayatımız boyunca sayısız seçim yapıyoruz ama çoğu zaman gerçekten seçen kim, bunu pek bilmiyoruz. Bazen “neden böyle yaptım ki?” diye şaşırmamızın sebebi de bu. Çünkü insan karar anında sadece bugünkü hâliyle konuşmuyor; çocukluğu, öğrendikleri, korkuları, ailesi, çevresi… hepsi aynı anda içimizde söz sahibi oluyor.

İçimizde birbirinden farklı üç hâl taşıyoruz: Korkan, kırılgan ve vazgeçilmekten korkan çocuk; doğruyu, yanlışı, ayıbı ve gerekliliği tekrarlayan ebeveyn; ve tüm bu seslerin ortasında sakin kalmaya çalışan yetişkin. Bir karar verirken aslında bu üç hâl aynı anda var oluyor fakat hangi sesin direksiyona geçtiği kararın sonucunu belirliyor.

Kimi zaman panikleyen, “sakın hata yapma” diyen çocuk konuşuyor. Kimi zaman “böyle yapılmaz”, “ayıp olur”, “doğru olan bu” diye öğretilmiş kalıpları söyleyen ebeveyn… Bazen de tüm bu gürültüye rağmen içimizde bir yer, daha sakin ve berrak bir yer, gerçek ihtiyaçlarımızı görmeye çalışan yetişkin konuşmaya başlıyor. Sağlıklı karar dediğimiz şey de tam olarak bu yetişkin hâlinin ortaya çıkabildiği anlarda alınan karar aslında.

İşin bilinç ve bilinçaltı tarafı da burada devreye giriyor. Bilinç dediğimiz şey bugünün verileriyle hareket ederken, bilinçaltı geçmişimizin kayıtlarıyla fısıldıyor. Bu yüzden bazen aynı döngüleri tekrar seçiyoruz, aynı insanlara yöneliyoruz, aynı hataları yapıyoruz. Çünkü karar gibi görünen şey çoğu zaman eski bir korku, eski bir ihtiyaç, eski bir yara oluyor. Mantığımız “böyle olmalı” dese de bilinçaltı “ben böyle alıştım” diyor ve biz kendimizi aynı hikâyenin içinde buluyoruz.

Daha sağlıklı karar verebilmek için önce içimizdeki hangi sesin konuştuğunu anlamak gerekiyor. Şu anki seçimim korkudan mı doğuyor? Bir zorunluluktan mı? Alışkanlıktan mı? Yoksa gerçekten istediğim için mi? Bu soruyu kendimize dürüstçe sorabildiğimizde, içimizdeki karmaşa biraz duruluyor. Çocuk hâlini susturmak değil, ona güven vermek gerekiyor. Ebeveyn hâlinin sert kurallarını törpülemek, ama faydalı olan kısmını tutmak gerekiyor. Böylece içimizdeki yetişkin yavaşça öne çıkıyor.

Fark ettikçe, duymaktan kaçtığımız taraflarla bir bağ kurdukça, geçmişin ağırlığı bugünün kararlarını yönetmemeye başlıyor. Ve insan nihayet “bu seçim benim” diyebiliyor. Çünkü kararlarımız aslında içimizde “ben” dediğimiz yerden doğuyor. İçimizdeki tüm sesler uyumlandığında, geçmişimizin değil bugünün ihtiyaçlarıyla seçim yaptığımızda, hayatın yönü değişiyor.

Ve yetişkin hâlimiz sonunda şöyle diyebiliyor:
“Artık eski hikâyeleri tekrar etmek zorunda değilsin. Bugünden seçebilirsin.”

Bir yorum bırakın