Dr. Gabor Maté’nin cümlelerine dalınca bazen kendimi bir webinarda değil de içime doğru açılan bir koridorda yürüyormuş gibi hissediyorum.
Altını çizdiğim satırlar, deftere aktardıklarım… Hepsi aynı yere işaret ediyor: Ben görmüşüm, ben seçmişim, ben anlam yüklemişim.
Aşkıma bakar gibi bakıyorum onlara; sonuçta “sevdim” diyerek işaretledim.
Normal Efsanesi’nde geçen o kavram var ya — “beden çapında hafıza.”
Thomas Verny’nin söylediği gibi, rahim içi deneyimler bilinçli zihne uğramasa da bir yerlerde yaşıyor. Sinir sisteminin kıvrımlarında, hücrelerin derinliğinde, bedenin kendi karanlık arşivinde…
Yetişkinliğimizi yaşıyoruz; ama kendimizi çocukluğumuzdan, hatta anne rahminden tanıyoruz.
Bunu düşününce sistemin önünde usulca eğilmemek elde değil.
Armağanlarımız mı, sınavlarımız mı, yoksa cezalarımız mı?
Hangisinin hangisine hizmet ettiğini anlamak meşakkatli; çünkü yaşamın mimarisinde hiçbir şey tek başına, kendi başlatıcısı değil.
Yakın bir dostum duygumu sordu bir gün.
Sordu, sordu… Kazıdık.
Ortaya bir tablo çıktı, bir hikâye… Belki de yıllardır anlatmaya dilim varmamış bir gölge.
Ve şaşkınlık!
Sıkışmışlığımı anlatırken kullandığım cümlelerin, bire bir annemin “Sana hamileyken…” diye başlayan hikâyesiyle aynı olması.
O an anlıyorsun:
Bazen yaşadığın senin değil. Bazen taşıdığın yük sana ait olmayan bir nefesle konmuş içeri.
Peki bütün bunları fark ettiğimizde ne yapacağız?
Kazının amacı oraya saplanmak değil.
Duyguyu kazı aygıtı gibi kullanmak da değil.
Sığınmak hiç değil.
Ama anlamak, sindirmek, gerekiyorsa kurtulmak, mutlaka dönüştürmek.
Çünkü farkındalık bizi edilgen olmaktan çıkarıyor.
Yükü fark etmek onu hafifletiyor.
İçine bakabilmek, dışarıya daha berrak bir gözle bakmayı sağlıyor.
Bana en anlamlı gelen şey ne biliyor musun?
Hayatın bir anlamlı bütünlük içinde çalışıyor olması.
Her şey iç içe, birbirine görünmez iplerle bağlı.
Rahimden başlayan yolculuğun bugüne dokunan izleri bile…
Hepsi bir yere hizmet ediyor: Kendine dönen, kendini anlayan, kendini dönüştüren insana.
“Cesurca içinize bakın,” diyor Mate.
“Daha da iyisi, dürüstçe dışarıya… ve birbirinize.”
Ben de ekliyorum:
Fark ettiklerimiz, biz görmeye cesaret ettikçe dönüşüyor.
Ve belki de iyileşme tam olarak burada başlıyor.

