Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

“Her şey seninle güzel, yolda yürümek bile;
Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile…”

Bu güzel şarkıyı kendime uyarlayıp,  “Her şey benimle güzel, yolda yürümek bile…” diye mırıldanırken yakaladım kendimi. Yıllardır aranan bir hazineyi durmuş, tuhaf bir yerde değil;
kendi göğsümün tam ortasında bulmuş gibiyim. Önünden bin kez geçtiğim ama fark etmediğim bir kapının ilk kez koluna dokunmuşum da hafifçe aralanmış gibi…

İçimde tatlı bir heyecan. Bir parça utangaçlık. ‘Ben’ demenin tuhaf bir sıcaklığı.
Yanaklarıma yürüyen o hafif kızarma… Bunları şimdi yazarken bile fark ettim;
zafer çığlıklarıma biraz makyaj yapmak iyi geldi. Sabah yürüyüşümde yaptığım meditasyonun sonunda kadife sesli kadın, “Şimdi sarıl kendine… Sıkıca…” dedi. Söylediğini yaptım.
Gözlerimi açtığımda, saçma tebessümümle beni seyreden adamı gördüm. Gülüştük.
Kim bilir… Belki de ilk kez kendime böyle yakalanmıştım.

42 yaşımdayım. Kendi içimde dolu dolu. Belki de hayatım boyunca söylediğim tüm “ben”ler bugün anlatacağım kadar bile değildir. 40’lı yaşların etkisi mi, hormonlar mı, yoksa sürekli “biz” demenin üzerimde bıraktığı gölge mi bilmiyorum; ama öğrendim ki:

Ben demek bencil olmak değil.
Ben demek yalnızlık değil.
Ben demek kurbanlık hiç değil.

Ben demek;
kendini yargılamadan fark etmek.
Kendine bir sandalye çekmek.
Kendi yanında oturabilmek.


Ve belki de en önemlisi, hayatı önce kendi pencerenden seyretmeyi kabul etmek.

Ne istediğimi hiç bu kadar iyi bildiğim bir zamanım olmamıştı. Oysa tüm hayatım hayal, plan ve strateji üzerine kurulu… Ama sadece plan yapmak başka, planın içindeki insanın kendin olduğunu fark etmek bambaşka bir şeymiş. Mükemmeliyetçiysen, koşa koşa yaşıyorsan,
durmak—hele ki kendini alkışlamak— pek akla gelmiyor. Benim için de öyleydi. Son zamanlarda,
kendimi fark etmemi sağlayan, beni bana parmak uzatır gibi gösteren terapistim ve koçum (isim veremiyorum, kızıyorlar ama ihtiyacın olursa yaz bana 😊) bana en çok şunu öğretti:

Kendini alkışlamak kibir değil, kendini yok saymamakmış. Bugün dönüp baktığımda,
hayat beni 42 yaşımda tekrar benimle tanıştırdı. Alnımdan öpüyor gibi… Farkındalığımdan öpüyor gibi…

 Ve ben,
bugün daha önce hiç olmadığım kadar kendime yakınım.

Her şey benimle güzelmiş.
Yolda yürümek bile…

Bir yorum bırakın